29 Ekim 2014 Çarşamba

AKROFOBİ

AKROFOBİ...

Küçük dünyaların dışına çıkmak, üstünlük değil. Bütün doğruları bulmuş gibi artizlik yapma. Dışına çık ama bütünden ve kendinden çıkma. Yüksek ego ve kabalık dışında hiç bir şeyin ağzına sıçma.

Sabit belirlemiştim kendi belirsizliğimi. Gide gele vardığım çoğu yerde ‘ne gerek var’.  Olduğum günden beri hikayelerinizi empoze etmenize kılım. Uzaktan saygı duyarım, bir ucundan tutarım ama dayatmalar üzerinden oluşan bütün saygılara atarım var. Herkese de gider.

Detaya girmeye fırsatı olmayanlara ayıp olacak ama. Her gün istikrar belleyerek aldığınız her pozisyonda, coşkunuzu kaybediyorsunuz. Döke döke kalmayan yapraklarınızla çıplaksınız. Ben çıplak değilim, donum var. Her gün istikrar belleyerek dayattığınız her pozisyonda olayımı öldürüyorsunuz. Dünyadaki bütün olayım çözüp, bırakmak. Herşeye açığım, dayatmaya karşıyım.

Çoğalmayla ilgili de bir takım fikirlerim var. Ne gerek var?

Durmadan gidersen bekleyemezsin. Beklemek sinmez içine. Sonra bir durursun. Beklemezler. Aslında  tek kişiliktir gerçek kelamlar. Diyalog değil, peşinde olmak hep esas anlar. Ama kimsenin işine gelmiyor gerçek.  Küçümseyen taraflardan bugün deneyimler soruyor. Nereye? Bilgi sakin. Kendini bırakarak çoğalmaya. Azalarak bitme korkusu durdurandı hep zamanda. Çoğalma konusunda bu kadar maddeci olma.


Üstelik ben çok net taraf olan bütün taraflara karşıyım. Ve hayatın politikası bakış açısı birleşmesinden geçiyorken ben, yekten bertarafım. Çünkü aşırı yalnız bir tarafım. Korktuğum şeyleri anlatsam, heyecanlarıma varırsınız. Ne kadar yalnızım. Kötü şeylerden bahsettikçe ilgi çekmeyeceğimi bilecek kadar yalnızım. En kötüsünü görmeye devam edecek kadar da arsızım. 


Aşk ne kadar uçucu geliyorsa durduğun noktada, sevgiye verdiğin önem adalet getiriyor dünyaya. Dürüstlüğü de bir önlem olarak görüyorum. Önem için önlem. Bazen değer kötü şeyi söylememek gibi geliyorsa, gerçek olan fikir mi, durum mu bunu düşün sadece. Durum olan hiçbir gerçeği saklamaya hakkımız yok aslında. 

Bu kadar.

5 Ekim 2014 Pazar

üstümüze güzel günler düşlenir SAYFA 4

Kafam karışıyor düşününce fazla,
yoksa ben de biliyorum bu şekilde böyle olmaz.
"Öyle olmaz, böyle olmaz, nasıl olacak?" deyip bunu yazıyorsak, beni rahat bırak anla..

Biz bu zamanları boşa harcadık ve hatta
öndeki bi 10 seneye de kan sıçrattık kesin..
Neyse zaten böyle dinliyorlar onlar şarkıları
bölmüyorlar. Yalan kimya fizik..

Kafam karışıyor düşününce sorma bir şey..
Onlar için fazla cazipken karanlık, ben aydınlık aradım.
Belalıydı yanlızlık, el altından albüm satıp
en azından yaşadık..

Yoksul ve düşkünü anlatmaya yetmiyordu literatür!
Jargonu arabeskler ötelendi kime küfür bu haykırış ahmak? Onlar senin olmamanı istiyorlar burda. Olacak...

Çünkü içi boşaltıldı bütün kavramların.
Uyuştular en kuytu köşelerde vazgeçenler.
sonra vücut buldu zihinlerde çaresizlik,
bana bunu sorup durma yok bir çare belki de..

Neyse düşününce kafam karışacak, doruklara sevdalancaz 
bir gülüşe kanıcaz..
sonra o çocuklar sokaklarda aç yatacak 
bir düşüne yanıcaz dinleyip de taşta.

Onlar dünya görüşünü kazansalar ne olur?
Yan sokakta torba, üst katında fuhuş!
Statüye tapmıyorlar yok cepte 1 kuruş, 
şu bardağı bi doldurda konuşuruz şunu..

Nasıl unutulcak bunlar? 
Bu insanlar izdihamdan kopartırken ekmeğini lekeledi gururunu üzdü bizi..
Ogün bugün küskün kimi en afilli hayatlara.
Ben de sustum ürkütmedim..

Fazla düşününce kafam karışacak benim,
alacaklar yanımızdan en sevilen kardeşleri..
Bir şafak vaktinde silahları ateşlenir,
üstümüze yağmur yağar, güzel günler düşlenir.

Sonra filizlenir ihanet yanıbaşımızda,
bir bakmışız biz de su dökmüşüz yıllarca..
hegomonyasından kurtulanlar travmanın,
harcayacak ömrünü sevdikleri uğruna..

sonra kapanacak tüm kapılar,
yasaklanacak bu şarkılar ve üstümüze kalacak
üsteüstün alçaklar da bundan nemalanacak.
Özgürlük uzak, sevda dört duvara kazınacak..

Elbet hatırlanacak onlar hüznümüze ortak olup 
sonra yoktan varolacak sorun noldu?
Güzel insanların hepsi gitti şimdi yani 
kahır dolacak yolum, ağır olacak sonum!

Biz bunların böyle olmasını istemedik,
mecbur kaldık ve kimse bizi dinlemedi...
Çünkü hayat zaten yeterince kasvetliydi
biz insanların kaçtığını önlerine getirdik ve 
geldik son sözüne gerçeğin.

Yalan dedim hepsi unut gitsin birden
"pislik miyiz biz?" dedi sonra silah istedi!
Üstümüze düşmemişti o işlerin hiç biri ama gülsünler istedik biz...

Tutuklandık akabinde sebepsiz,
işte o gün ilk kez karışmıştı kafam ve "olmaz böyle yok!" dedim..
"Bana böyle anlatmadın?" dedi koridorlar inledi..
"nolur nolmaz dur" dedim.. gitti..


İşte o gün bitti sevda.
Hiç bir pankart hiç bir zaman anlatmadı yaşananı asla..
Gözlerimde yazdan kışa aynı doğa.
Müzik değil acılardır evrensel olan!


:) gülüyorum neden biliyomusun,
başladı yine ne idüğü belirsiz dertler birikmesi
uzun zamandır çok mutluydum harbi mutluydum ama buruktum ben buruktum nedenmi,güldüğüm her zaman biliyordum yakındır hüzün fırtınası ve geldi yaklaşık yarım saat önce falan öldüm bilmem kaçıncı ölümüm oldu her defasında biraz daha  rutinleşti.Artık  zamanlarındayım,artığım,artıklaştım belirsizleştim hayalet olduum şeffafım artık.yedi renk saklıyor beni.mutsuzluk üzerine kurulu hayatımda kısa süreli huzur veren şeyleri yaşıyıp sonra tekrar hüzünleniceğim zamanı bekliyorum